Atardamar, oksijen yönünden zengin kanı kalpten dokulara taşıyan damarlardır. Yüksek basınç altında çalıştıkları için duvar yapıları kalındır ve elastikiyetleri fazladır. Vücudun her noktasına yeterli kan akışı sağlayarak hücresel fonksiyonların sürdürülmesini mümkün kılar.

Atardamarların yapısal özellikleri, endotel tabakası, düz kas ve elastik liflerden oluşan sağlam bir duvar ile tanımlanır. Bu yapı, kalpten gelen basıncın dengelenmesine ve sürekli kan akışının korunmasına yardımcı olur. Özellikle aort bu sistemin en güçlü damarını oluşturur.

Atardamarların temel işlevi, oksijen ve besin maddelerini dokulara ulaştırmaktır. Ayrıca hormonların taşınmasında ve metabolik dengenin korunmasında da önemli rol oynarlar. Dolaşım sisteminde atardamarlar olmadan organların fonksiyonlarını sürdürebilmesi mümkün değildir.

Atardamarlarda meydana gelen tıkanıklık veya daralmalar, ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Ateroskleroz ve anevrizmalar en bilinen atardamar hastalıklarıdır. Modern girişimsel radyoloji yöntemleri, bu hastalıkların tedavisinde cerrahiye alternatif minimal invaziv çözümler sunmaktadır.

Atardamarın Temel Görevleri Nelerdir?

Bir atardamarın ne yaptığını anlamanın en basit yolu, kanı taşıdığı yöne bakmaktır: Atardamarlar, kanı her zaman kalpten uzağa taşır. Bu basit kural, vücudumuzdaki iki farklı dolaşım ağı için de geçerlidir ve bu ağlar birbirinden oldukça farklı görevler üstlenir.

Hepimizin bildiği büyük dolaşım (sistemik dolaşım), vücudun ana yaşam hattıdır. Burada atardamarlar, kalbin sol tarafından pompalanan parlak kırmızı, oksijen zengini kanı alır. Bu kan, beynimizden ayak parmaklarımıza kadar her organa ve dokuya hayati oksijeni ve besinleri dağıtır. Bu sistemin ana otoyolu, vücudumuzun en büyük ve en güçlü atardamarı olan aorttur. Kan, bu otoyoldan ayrılarak daha küçük yollara, yani diğer atardamarlara dağılır ve sonunda varış noktası olan dokulara ulaşır. Burada değerli yükünü (oksijen ve besinler) hücrelere teslim eder ve karşılığında karbondioksit gibi atık maddeleri toplar.

Bir de madalyonun diğer yüzü var: küçük dolaşım (pulmoner dolaşım). Bu sistem, adeta bir arıtma tesisi gibi çalışır. Burada atardamarlar, kalbin sağ tarafından aldıkları oksijeni azalmış, koyu renkli kanı temizlenmesi için akciğerlere taşır. Akciğerlerde bu kan, taşıdığı karbondioksiti bırakır ve taze oksijenle yeniden yüklenir. Temizlenen bu kan, tekrar kalbe döner ve büyük dolaşımla tüm vücuda gönderilmeye hazır hale gelir. Akciğer atardamarının oksijence fakir kan taşıması, bir damarı “atardamar” yapan şeyin içindeki kanın rengi veya oksijen durumu değil kanı kalpten uzaklaştırma görevi olduğunu gösteren en güzel örnektir.

Kısacası atardamarlar vücudumuzun hem besin dağıtım ağı hem de lojistik destek sistemidir. Onlar olmadan hücrelerimiz nefes alamaz, beslenemez ve yaşayamaz.

[Image of the human circulatory system showing arteries and veins]

Bir Atardamar Duvarının Yapısında Hangi Katmanlar Bulunur?

Bir atardamarın duvarı, basınca dayanıklı ve son derece işlevsel olacak şekilde tasarlanmış üç özel katmandan oluşur. Bu katmanları, teknoloji harikası, çok katmanlı bir bahçe hortumuna benzetebiliriz. Her katmanın kendine özgü bir görevi vardır ve bu yapı damar hastalıklarının nasıl başladığını anlamamız için bize ipuçları verir.

  • İç Katman (Tunika İntima): Hortumun iç yüzeyi gibi, bu katman da kanın pürüzsüzce ve takılmadan akmasını sağlar. Yüzeyi, endotel adı verilen tek sıra bir hücre tabakasıyla kaplıdır. Bu endotel tabakası, basit bir kaplamadan çok daha fazlasıdır; damar sağlığını yöneten akıllı bir kontrol merkezidir. Kanın pıhtılaşmasını önleyen, damarı genişletip daraltan kimyasallar salgılayan ve iltihaplanmayı kontrol eden bir fabrika gibi çalışır. Damar sertliği olarak bilinen ateroskleroz, genellikle bu hassas iç katmanın sigara, yüksek tansiyon veya yüksek kolesterol gibi nedenlerle hasar görmesiyle başlar.
  • Orta Katman (Tunika Media): Burası damarın motoru ve güç merkezidir; hortumun basınca dayanıklı, esnek ve kalın kısmına benzer. Bu katman, dairesel olarak dizilmiş düz kas hücreleri ve elastik liflerden oluşur.
  • Düz Kaslar: Bu kaslar, damarlarımızı bir musluk gibi sıkarak (vazokonstriksiyon) veya gevşeterek (vazodilatasyon) kan akışını ayarlar. Örneğin spor yaparken kaslara daha fazla kan gitmesi için bacak damarlarımızı gevşetir, sindirim sırasında ise mide damarlarımızı genişletir. Bu kontrol, kan basıncının düzenlenmesinde de kilit rol oynar.
  • Elastik Lifler: Bu lifler, damara esneklik kazandırır. Kalp her vurduğunda, yüksek basınçlı kan dalgasıyla atardamar duvarı bir lastik bant gibi gerilir. Kalp gevşediğinde ise bu gerilen duvar eski haline dönerken kanı ileri doğru itmeye devam eder. Bu “yaylanma etkisi” sayesinde kan akışı kesintisiz bir şekilde devam eder. Anevrizma (balonlaşma) hastalığı, işte bu orta katmandaki elastikiyetin ve gücün kaybolmasıyla ortaya çıkar.
  • Dış Katman (Tunika Adventisya): Hortumun en dışındaki koruyucu kılıf gibi, bu katman da damarı çevreleyen dokulara sabitler ve ona yapısal destek sağlar. Sert kolajen liflerinden oluşur ve damarın aşırı gerilip yırtılmasını önler. Aynı zamanda damarın kendisini besleyen çok daha küçük damarları (vasa vasorum) ve damar kaslarını kontrol eden sinir ağını (nervi vasorum) barındırır. Evet, damarların bile kendi damarları ve sinirleri vardır! Bu da onların ne kadar karmaşık ve canlı yapılar olduğunu gösterir.

Atardamarlar ve Toplardamarlar Arasında Ne Gibi Farklılıklar Vardır?

Atardamarlar ve toplardamarlar (venler), dolaşım sisteminin iki farklı yoludur ve görevleri gereği yapıları da tamamen farklıdır. Birini yüksek hızlı bir otoban, diğerini ise trafiğin daha yavaş aktığı bir köy yolu gibi düşünebilirsiniz.

Atardamarlar, kalpten gelen yüksek basınçlı kanı taşımak zorundadır. Bu yüzden duvarları kalın, kaslı ve oldukça elastiktir. Tıpkı bir yangın hortumu gibi, yüksek basınca dayanacak ve bu basıncı sönümleyecek şekilde tasarlanmışlardır. İçlerinde kanın geri kaçmasını önleyecek kapakçıklara ihtiyaç duymazlar, çünkü kalbin pompalama gücü kanı tek yönde ileri iter.

Toplardamarlar ise tam tersi bir görev üstlenir. Onlar, düşük basınçlı kanı toplayarak yerçekimine karşı kalbe geri taşımak zorundadır. Bu nedenle duvarları daha ince ve daha az kaslıdır. Atardamarlar gibi yüksek basınca dayanmak zorunda olmadıkları için daha çok genişleyebilen bir depo görevi görürler; vücuttaki toplam kanın büyük bir kısmı (%70-75’i) her an toplardamarların içinde bulunur. Özellikle bacaklardaki toplardamarlarda, kanın yerçekimiyle geri kaçmasını engelleyen tek yönlü kapakçıklar bulunur. Bu kapakçıklar bozulduğunda ise varisler ortaya çıkar.

Bu temel yapısal farklar, neden farklı hastalıklara eğilimli olduklarını da açıklar. Atardamarlar yüksek basınç ve mekanik stresle ilgili sorunlar yaşarken (damar sertliği, anevrizma), toplardamarlar daha çok kanın göllenmesi ve pıhtılaşması ile ilgili sorunlarla (varis, derin ven trombozu) karşımıza çıkar.

Vücudumuzda Ne Gibi Atardamar Çeşitleri Vardır?

Atardamarlar, kalpten uzaklaştıkça yapıları ve görevleri değişir. Onları üç ana kategoriye ayırabiliriz. Vücudumuzdaki atardamar çeşitleri şunlardır:

  • Elastik Arterler
  • Müsküler Arterler
  • Arteriyoller

Elastik arterler, aort gibi en büyük, ana dağıtım hatlarıdır. Onlar, kalbin her atışıyla gelen basınç şokunu emen dev amortisörler gibidir. Duvarları elastik liflerle doludur ve bu sayede kan akışını daha pürüzsüz hale getirirler. Müsküler arterler, organlara kan dağıtan orta ölçekli damarlardır (kol, bacak, böbrek damarları gibi). Duvarları kaslıdır ve kan akışını aktif olarak ilgili organa yönlendirebilirler. Arteriyoller ise atardamar ağının en küçük dallarıdır. Onlar, mahallelere giden dar sokaklar ve kan akışının son kontrolünü yapan vanalar gibidir. Vücuttaki kan basıncının ayarlanmasında en önemli rolü bu küçük ama çok sayıdaki damar oynar.

Vücudun Ana Otoyolu Olan Aort Hangi Dallara Ayrılır?

Aort, kalpten çıkarak vücudun tüm atardamar ağını besleyen ana gövdedir. Bu devasa damar, aşağı doğru inerken hayati organlara kan götüren önemli dallar verir. Karın bölgesine ulaştığında verdiği başlıca dallar şunlardır:

  • Çölyak Trunkus: Mide, karaciğer, dalak ve pankreas gibi üst karın organlarını besleyen üç ana dala ayrılır.
  • Superior Mezenterik Arter (SMA): İnce bağırsakların tamamını ve kalın bağırsağın bir kısmını besler.
  • Renal Arterler: Her iki böbreğe kan taşıyan çift taraflı damarlardır.
  • Gonadal Arterler: Kadınlarda yumurtalıkları, erkeklerde testisleri besler.
  • İnferior Mezenterik Arter (IMA): Kalın bağırsağın geri kalan kısmını besler.
  • İliak Arterler: Aortun sonlandığı yerdeki iki ana bacak atardamarıdır. Leğen kemiği organlarını ve bacakları beslerler.

Damar Sertliği Olarak Bilinen Ateroskleroz Nasıl Gelişir?

Ateroskleroz yani damar sertliği, atardamarların en yaygın ve en sinsi hastalığıdır. Bu durumu temiz ve pürüzsüz su borularının yıllar içinde pas, kireç ve tortuyla yavaş yavaş tıkanmasına benzetebiliriz.

Her şey, damarın iç yüzeyindeki o hassas endotel tabakasının hasar görmesiyle başlar. Sigara dumanındaki toksinler, kontrolsüz yüksek tansiyonun yarattığı mekanik stres, yüksek kan şekeri (diyabet) ve kandaki yüksek kötü kolesterol (LDL) seviyeleri bu tabakaya zarar verir. Bu hasarlı ve geçirgen hale gelen yüzeyden, kandaki kötü kolesterol damar duvarının içine sızar.

Vücudun savunma sistemi bunu bir istila olarak algılar ve bölgeye akyuvarları (savunma hücreleri) gönderir. Bu hücreler, sızan kolesterolü yutarak “köpük hücreleri” adı verilen yağ dolu hücrelere dönüşürler. Zamanla bu köpük hücreleri, diğer hücreler ve atıklarla birleşerek damar duvarında bir birikinti oluşturur. Vücut bu birikintiyi tamir etmeye çalışırken üzerini sert bir kılıfla kaplar. İşte bu yapıya aterosklerotik plak diyoruz.

Bu plak yavaş yavaş büyüyerek damarın içindeki kan akış yolunu daraltır. Damar çapındaki %50’lik bir daralma, kanın geçebileceği alanı %75 oranında azaltır ve bu durum özellikle efor sırasında organlara yeterli kan gitmemesine neden olur. Kol ve bacak damarlarında bu durum Periferik Arter Hastalığı’na, kalp damarlarında kalp krizine, şah damarlarında ise felce yol açabilir.

Periferik Arter Hastalığının Risk Faktörleri Nelerdir?

Periferik arter hastalığı, yani bacak damarlarındaki tıkanıklık, belirli yaşam tarzı alışkanlıkları ve tıbbi durumlarla yakından ilişkilidir. Bu hastalığın gelişme riskini artıran başlıca faktörler şunlardır:

  • Sigara kullanımı (en önemli risk faktörü)
  • Diyabet (şeker hastalığı)
  • Yüksek tansiyon (hipertansiyon)
  • Yüksek kan kolesterolü
  • İleri yaş
  • Ailede damar hastalığı öyküsü
  • Hareketsiz yaşam tarzı
  • Obezite

Anevrizma, Yani Damar Balonlaşması Neden Tehlikelidir?

Anevrizma, atardamar duvarının bir noktasında zayıflaması ve içindeki kan basıncının etkisiyle dışarı doğru bir balon gibi genişlemesidir. Bunu, eski bir araba lastiğinin yanağında oluşan bir balona benzetebiliriz. Lastiğin o zayıf noktası, basınca dayanamaz ve dışarı doğru şişer.

Anevrizmanın temel nedeni, damarın orta katmanındaki (tunica media) esnekliği ve gücü sağlayan liflerin yapısının bozulmasıdır. Yüksek tansiyon, damar sertliği ve bazı genetik hastalıklar bu zayıflamaya zemin hazırlar. Anevrizmalar en sık aort damarında (özellikle karın kısmında) ve beyin damarlarında görülür.

Anevrizmanın en büyük tehlikesi, yırtılmasıdır (rüptür). Tıpkı lastikteki balonun bir süre sonra patlaması gibi, anevrizma da basınca dayanamayıp yırtılabilir. Bu durum vücut içine veya beyin zarları arasına ani ve kitlesel bir kanamaya yol açar. Aort anevrizması yırtılması çoğu zaman ölümcül bir iç kanamayla sonuçlanırken, beyin anevrizması yırtılması kanamalı felce neden olur. Anevrizmaların çoğu yırtılana kadar hiçbir belirti vermediği için “sessiz katil” olarak da adlandırılırlar. Bu nedenle tesadüfen saptandıklarında bile boyutlarına ve yerlerine göre yakından takip edilmeleri ve gerekirse tedavi edilmeleri hayati önem taşır.

[Image of an abdominal aortic aneurysm]

Yırtılmış Bir Anevrizmanın Belirtileri Neler Olabilir?

Bir anevrizmanın yırtılması, genellikle ani ve dramatik belirtilerle ortaya çıkan tıbbi bir acil durumdur. Yırtılmanın yerine bağlı olarak görülebilecek başlıca belirtiler aşağıdaki gibidir:

  • Ani ve daha önce hiç yaşanmamış şiddette baş ağrısı (genellikle beyin anevrizması için)
  • Ani başlayan, yırtılır tarzda şiddetli göğüs, sırt veya karın ağrısı (genellikle aort anevrizması için)
  • Bulantı ve kusma
  • Ani başlayan baş dönmesi
  • Hızlı kalp atışı ve soğuk terleme
  • Ensede sertlik
  • Ani gelişen bilinç kaybı veya bayılma

Arter Diseksiyonu Olarak Bilinen Damar Yırtılması Ne Anlama Gelir?

Arter diseksiyonu, anevrizmadan farklı bir damar acilidir. Bu durumda damar duvarı balonlaşmaz, adeta bir duvar kağıdı gibi katmanlarına ayrılır. Olay, damarın en iç katmanında (intima) küçük bir yırtık oluşmasıyla başlar. Kan, bu yırtıktan girerek damar duvarının katmanları arasına sızar ve kendine “yalancı lümen” adı verilen yeni bir yol açar.

Bu durumun iki büyük tehlikesi vardır. Birincisi, yalancı lümene dolan kan, kanın normalde akması gereken “gerçek lümeni” dışarıdan sıkıştırarak daraltır. Bu o damarın beslediği organa (örneğin beyin, böbrek veya bacak) giden kan akışını ciddi şekilde azaltabilir veya tamamen kesebilir. İkincisi ise, zayıflayan damar duvarının tamamen yırtılarak ölümcül bir dış kanamaya yol açma riskidir. Aort diseksiyonu, en sık görülen ve en tehlikeli olanıdır. Hastalar genellikle göğüs ve sırt arasında ani başlayan, bıçak saplanır veya yırtılır gibi hissettiren çok şiddetli bir ağrı tarif ederler.

Günümüzde Atardamar Hastalıklarını Teşhis Etmek İçin Hangi Görüntüleme Yöntemleri Kullanılır?

Atardamar hastalıklarının doğru teşhisi ve tedavi planlaması için elimizde çok gelişmiş görüntüleme teknolojileri bulunmaktadır. Bu yöntemler damarlarımızın içini adeta bir yol haritası gibi görmemizi sağlar.

Bilgisayarlı Tomografi Anjiyografi (BTA): Bu yöntemde kolunuzdaki bir damardan iyotlu bir boya maddesi (kontrast madde) verilirken hızlı bir şekilde tomografi çekilir. Boya maddesi atardamarlarınızı doldurduğunda, cihaz saniyeler içinde vücudunuzun kesitsel görüntülerini alır. Bilgisayar bu görüntüleri birleştirerek damarlarınızın üç boyutlu, detaylı bir haritasını oluşturur. Anevrizmaları, darlıkları veya diseksiyonları teşhis etmede çok hızlı ve etkili bir yöntemdir.

Manyetik Rezonans Anjiyografi (MRA): Bu teknikte radyasyon yerine güçlü bir manyetik alan ve radyo dalgaları kullanılır. BTA’ya benzer şekilde damarların detaylı görüntülerini oluşturur. Özellikle radyasyondan kaçınılması gereken durumlarda veya iyotlu boya maddesine alerjisi olan hastalarda tercih edilir. Çekim süresi BTA’dan daha uzundur.

Kateter Anjiyografi (DSA): Bu yöntem damar görüntülemede “altın standart” olarak kabul edilir. Sadece bir teşhis aracı değil aynı zamanda bir tedavi platformudur.

Kateter Anjiyografi (DSA) Neden Bu Kadar Önemli Bir Teşhis Aracıdır?

Dijital Subtraksiyon Anjiyografi (DSA), diğer yöntemlerin şüpheli bulgularını doğrulamak veya daha detaylı incelemek gerektiğinde kullanılır. Bu işlem sırasında, genellikle kasık bölgesi lokal anestezi ile uyuşturulur ve atardamara ince bir iğne ile girilir. Bu giriş yerinden kateter adı verilen ince, esnek ve yumuşak bir plastik tüp damar içine yerleştirilir.

Bu kateter, röntgen cihazı altında (floroskopi) bir kılavuz eşliğinde damarların içinde ilerletilerek, incelenmek istenen bölgeye (örneğin şah damarı, bacak damarı veya beyin damarı) ulaştırılır. Hedefe ulaşıldığında, kateterin içinden az miktarda boya maddesi verilir ve aynı anda seri röntgen filmleri çekilir. Bir bilgisayar, bu görüntülerden kemik ve yumuşak doku gibi arka planı dijital olarak “çıkarır”. Geriye sadece damar ağının net, yüksek çözünürlüklü ve dinamik bir görüntüsü kalır. Bu sayede kan akışını gerçek zamanlı olarak izleyebilir, en küçük darlıkları veya kanama odaklarını bile net bir şekilde görebiliriz.

DSA’nın en büyük avantajı, teşhis ile tedaviyi aynı seansta birleştirmesidir. Anjiyografi sırasında bir sorun saptandığında, aynı giriş yerinden farklı kateterler kullanılarak hemen tedaviye geçilebilir. Bu hastanın ikinci bir işlem için beklemesini önler ve sorunun anında çözülmesine olanak tanır.

Tıkalı Damarları Ameliyatsız Açmak İçin Hangi Tedavi Yöntemleri Kullanılır?

Periferik arter hastalığı gibi damar tıkanıklıklarında amaç daralmış veya tamamen tıkanmış damarı yeniden açarak kan akışını sağlamaktır. Girişimsel radyoloji, bunu açık ameliyata gerek kalmadan, minimal invaziv yöntemlerle yapar.

  • Balon Anjiyoplasti: Bu damar açma işlemlerinin temelidir. Tıkalı bölgeye bir kateter aracılığıyla sönük bir balon ilerletilir. Doğru noktada bu balon şişirilir. Şişen balon, damarı tıkayan plağı damar duvarına doğru ezip yapıştırarak kan akışına yeniden yol açar. Ardından balon indirilerek dışarı alınır.
  • Stentleme: Bazen balonla açılan damar, elastik yapısı nedeniyle tekrar daralmaya eğilimli olabilir veya işlem sırasında küçük yırtıklar oluşabilir. Bu gibi durumlarda, damarın açık kalmasını garantilemek için stent adı verilen, kalem yayına benzeyen metal bir kafes damar içine yerleştirilir. Stent, genişletilmiş haliyle damar içinde kalıcı bir iskele görevi görür.
  • Aterektomi: Bu yöntemde “damar traşlama” da diyebiliriz. Plak, balonla sadece ezilmek yerine, özel cihazlarla fiziksel olarak temizlenir. Özellikle çok sert, kireçlenmiş ve balona direnen plaklarda kullanılır. Plak yükü bu cihazlarla azaltıldıktan sonra genellikle işlem balon veya stent ile tamamlanır.

Aterektomi Yönteminde Hangi Cihaz Türleri Bulunur?

Aterektomi, farklı plak tipleri için geliştirilmiş çeşitli cihazlarla yapılır. Plakları damardan temizlemek için kullanılan başlıca cihaz türleri şunlardır:

  • Rotasyonel aterektomi (ucunda elmas kaplı bir topuzun hızla dönerek plağı toz haline getirmesi)
  • Orbital aterektomi (merkezden kaçık bir topuzun yörüngesel bir hareketle plağı zımparalaması)
  • Yönlendirilmiş aterektomi (bir bıçağın plağı keserek bir hazneye toplaması)
  • Lazer aterektomi (lazer enerjisinin plağı buharlaştırması)

Embolizasyon, Yani Damar Tıkama Tedavisi Hangi Durumlarda Uygulanır?

Damar açma işlemlerinin tam tersi olarak bazen de bir damarı kasıtlı olarak tıkamamız gerekir. Embolizasyon adı verilen bu yöntemde anormal bir damar, bir kanama odağı veya bir tümörü besleyen damarlar, mikrokateterler aracılığıyla ulaşılarak özel tıkama materyalleri ile kapatılır.

Bu tedavinin kullanıldığı başlıca durumlar şunlardır:

  • Anevrizma Tedavisi: Yırtılma riski olan anevrizma kesesinin içini doldurarak kan dolaşımından dışlamak.
  • Aktif Kanamaların Durdurulması: Travma, mide kanaması veya başka nedenlerle oluşan hayatı tehdit eden kanamaların odağını bularak tıkamak.
  • Tümörlerin Tedavisi: Tümörü besleyen atardamarları tıkayarak onu “aç bırakmak” ve küçülmesini sağlamak veya ameliyat öncesi kanamayı azaltmak.
  • Arteriyovenöz Malformasyon (AVM) Tedavisi: Doğuştan gelen anormal atardamar-toplardamar yumağını kapatmak.

Anevrizmaların Kapatılmasında Kullanılan Koil Tedavisi Nasıl Yapılır?

Beyin veya vücudun başka bir yerindeki anevrizmaların tedavisinde koilleme (sarmallama) tekniği, cerrahiye harika bir alternatiftir. Bu işlem de kateter anjiyografi gibi, genellikle kasıktan girilerek yapılır. Çok ince bir mikrokateter, damar ağı içinde dikkatlice ilerletilerek anevrizma balonunun içine yerleştirilir.

Ardından, bu mikrokateterin içinden, insan saçından bile ince olabilen, platininden yapılmış yumuşak koil (sarmal) telleri tek tek anevrizma kesesinin içine itilir. Bu koiller, kese içinde bir yumak oluşturur. Bu metal yumak, kanın kese içindeki akışını bozar ve kanın orada pıhtılaşmasını tetikler. Zamanla anevrizma kesesinin içi tamamen pıhtı ile dolar ve kan artık kesenin içine giremez hale gelir. Böylece anevrizma dolaşımdan dışlanmış ve yırtılma riski ortadan kaldırılmış olur. Bu bir deliği içeriden macunla tıkamaya benzer. İşlem son derece hassastır ve yüksek teknoloji gerektirir, ancak hastalar için konforlu ve etkili bir çözümdür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir