İç varis, toplardamar sisteminde derin yerleşimli damarların yetmezliğine bağlı olarak gelişir. Dışarıdan gözle görülmeyen bu durum, genellikle bacaklarda ağrı, şişlik, ağırlık ve gece krampları ile kendini gösterir. Tanı ve tedavi süreci girişimsel radyoloji yöntemleri ile yapılır.

İç varis teşhisinde ultrasonografi önemli bir yer tutar. Damar içi akımın değerlendirilmesiyle yetmezlik düzeyi belirlenir. Tedavi planı, damarların yapısına ve hastanın şikâyetlerine göre oluşturulur. Böylece hedefe yönelik ve kişiselleştirilmiş bir yaklaşım sağlanır.

Bu tür varislerde lazer veya radyofrekans ablasyon yöntemleriyle damar kapatılabilir. İşlem sırasında minimal invaziv girişimlerle damar içeriden kapatılır ve sağlıklı dolaşım korunur. Bu sayede hem şikâyetler azalır hem de ilerleme riski önlenir.

İç varis tedavisinde erken tanı büyük önem taşır. Girişimsel radyoloji ile yapılan işlemler sayesinde hem hastaların yaşam kalitesi artar hem de komplikasyonların önüne geçilir. Kalıcı ve güvenli çözümlerle uzun dönemli fayda sağlanır.

İç Varis Nedir ve Neden Oluşur?

İç varis, özünde kan damarlarının (çoğunlukla venler yani toplardamarlar) normalden daha genişlemiş, dolayısıyla duvarlarında incelme ve basınç artışı gözlenen bir çeşit “balonlaşma” durumudur. Dış varisler dediğimizde ilk akla gelen şey genelde bacaklarda görülen, cilt yüzeyine yakın, kıvrımlı ve belirgin damarlardır. İç varisler ise, vücudun iç kısımlarında—özellikle sindirim sisteminde—gelişir. En çok bilinen örnek, karaciğer hastalarında sıkça gördüğümüz “özofagus varisleri” yani yemek borusundaki varislerdir. Ama tek yerleşim yeri orası değildir; mide, bağırsaklar ve hatta rektum (kalın bağırsağın son kısmı) bölgesinde de iç varisler oluşabilir.

İç varislerin oluşumunda en önemli etken, “portal hipertansiyon” adı verilen, karaciğerin portal toplardamar sistemindeki basıncın yükselmesidir. Karaciğer normal şartlarda, sindirim sistemi organlarından gelen kanı süzer, toksinleri temizler ve gerekli metabolik işlemleri yapar. Ancak karaciğerin yapısında siroz veya başka nedenlerle bir bozukluk varsa, kanın bu organdan geçişi zorlaşır. Kan, geçemediği bu “dar yoldan” kurtulmak için alternatif yollar arar; tıpkı şehir merkezinde trafik sıkışınca yan sokaklardan geçmeye çalışan araçlar gibi. Bu yan sokakların (kollateral damarların) fazla kullanılması veya aşırı basınç altında kalması sonucunda ise damarlarda genişleme, balonlaşma ve sonuçta iç varis oluşumu görülür.

Bir nehir düşünün, nehrin akması gereken yolun ortasında büyük bir baraj veya set var. Suyun normal akışı engellendikçe, su ya sağından ya solundan kendine yeni patikalar (yan kollar) oluşturmaya başlar. Bu yeni patikalarda (kollar), bir süre sonra aşırı su yığılması nedeniyle taşkın riskleri oluşur. İşte karaciğer hastalığı yüzünden yükselen portal basınç, sindirim sistemindeki toplardamarların aşırı yüklenmesine ve varis benzeri genişlemelere yol açar.

Hangi Durumlar İç Varis Gelişimine Zemin Hazırlar?

İç varislerin en sık nedeni karaciğer sirozudur. Ancak bu varislerin tek suçlusu her zaman siroz olmak zorunda değildir. Peki, hangi durumlar bu “yanlış akış”a sebep olur?

  • Karaciğer Sirozu:

En bilinen ve en yaygın nedendir. Karaciğer dokusunda fibrozis (nedbe dokusu) arttıkça, karaciğerin içinden kanın geçmesi zorlaşır. Bu da portal basıncın yükselmesine yol açar.

  • Portal Damar Tıkanıklığı (Portal Ven Trombozu):

Bazen karaciğerle ilgili bir hastalık olmaksızın da portal toplardamarın içinde pıhtı (tromboz) oluşabilir. Tıpkı şehir merkezine giden ana yolun kapatılması gibi düşünülebilir. Bu durumda, yine kan kendine başka yollar bulmak için dolaşım sisteminde basıncı artırır ve varisler ortaya çıkar.

  • Splenik Ven Tıkanıklığı:

Dalak toplardamarında (splenik ven) tıkanma olursa, mide fundusundaki (midenin üst kısmı) damarlar genişleyebilir. Bu da “izole mide varisleri” olarak adlandırılabilecek bir tabloya neden olabilir.

  • Kalp Yetmezliği veya Üst Damar Tıkanıklıkları:

Özellikle “downhill” adı verilen, yemek borusunun daha üst kısmındaki varisler, kalbin üst düzeydeki kan dönüşünü engelleyen bazı problemler (örneğin üst ana toplardamarda tıkanma) sonucunda gelişebilir.

  • Nadir Hastalıklar ve Doğumsal Anomaliler:

Bazı kişilerde doğuştan gelen damar anomalileri ya da daha seyrek rastlanan bazı hastalıklar, vücudun belirli bölgelerindeki damarları genişlemeye yatkın hale getirebilir.

Dolayısıyla iç varis dediğimizde her zaman aynı mekanizma geçerli değilse de ana prensip genelde damar içi basıncın artması ve kanın alternatif yollara zorlanmasıyla bu yollardaki damarların genişlemesidir.

İç Varisler Kendini Nasıl Belli Eder?

İç varislerin en büyük tuzaklarından biri, uzun süre belirti vermeden sessizce büyüyebilmeleridir. Yani varisli damarlar çoğu zaman herhangi bir ağrı veya rahatsızlık sinyali yollamaz. Bu da bazen “her şey yolunda” zannedilen bir bedende, aslında büyük risklerin gizli kalmasına neden olur. Pek çok kişi, ilk kez ciddi bir kanama atağıyla karşılaşana kadar iç varislerinin farkında bile olmayabilir.

Ancak yine de bazı işaretler mevcuttur:

  • Kanama Belirtileri:

Yemek borusu veya mide varisleri kanadığında, kan ya üst sindirim kanalından dışarıya (kusma yoluyla) ya da sindirim yolunu takip ederek bağırsaklara doğru ilerler. Üst sindirim kanalındaki bir kanama genelde “hematemez” (kan kusma) veya kusmukta “kahve telvesi” görünümüyle ortaya çıkar. Eğer kan alt sindirim kanalına doğru ilerlerse “melena” (siyah, katran benzeri dışkı) görülebilir. Daha alt bölgelerdeki varisler (örneğin rektum varisleri) kanadığında ise kırmızı renkli taze kan, dışkıyla karışık ya da ayrı şekilde görülebilir.

Anemi (Kansızlık) Bulguları:

Küçük ama kronik kanamalar, kişinin zamanla demir eksikliğine bağlı kansızlık yaşamasına neden olabilir. Bunun sonucunda yorgunluk, halsizlik, nefes darlığı, baş dönmesi gibi belirtiler gözlenebilir.

  • Karaciğer Hastalığı İle İlgili Bulgular:

Portal hipertansiyonun en sık nedeni olan siroz gibi karaciğer hastalıkları, kendini sarılık, karında sıvı birikimi (asit), bacaklarda şişlik, kaşıntı gibi işaretlerle belli edebilir. İç varisler de bu tabloya eşlik eden bir komplikasyon olarak “arka planda” seyreder.

  • Hipovolemik Şok Belirtileri:

Eğer varisler aniden ve ciddi miktarda kanarsa, vücuttaki kan hacmi hızla düşer. Bu durum “hipovolemik şok” denilen tabloya yol açar. Tansiyon düşer, kalp atımı hızlanır, cilt soğur ve soluklaşır, bilinç bulanıklığı hatta bayılma görülebilir. Bu tablo hayati tehlike taşır ve acil müdahale gerektirir.

Bunlar dışında, özellikle yemek borusu varislerinde, kişi bazen göğüs bölgesinde hafif bir gerginlik veya basınç hissedebilir ancak bu her hastada tipik değildir. Dolayısıyla belirtiler genelde spesifik değildir veya yok denecek kadar siliktir. Ne zaman ki kanama olur, işte o zaman tablo dramatik bir şekilde ortaya çıkar.

İç Varis Teşhisi Nasıl Konur?

İç varislerin tanısında en önemli yöntem endoskopik incelemelerdir. Endoskopi, sindirim sisteminin içini görüntülemek için kullanılan esnek, kamera özelliği taşıyan tüp şeklindeki cihazla yapılan bir işlemdir. Peki, bu inceleme nasıl yürütülür ve hangi diğer yöntemler teşhiste katkı sağlar?

  • Gastroskopi (Üst Endoskopi):

Yemek borusu, mide ve on iki parmak bağırsağı bölgesini gözlemlemek için kullanılır. Özofagus varisleri veya mide varisleri varsa, doğrudan görülebilir. Boyutları, yüzey özellikleri ve kanama riski hakkında bilgi edinilebilir.

  • Rektoskopi veya Kolonoskopi (Alt Endoskopi):

Rektum ve kolon (kalın bağırsak) bölgesine bakmak için yapılan endoskopik yöntemlerdir. Buradaki varisler, hemoroid (basur) gibi daha yüzeysel damarsal genişlemelerden ayırt edilmelidir. Çünkü tedavi yaklaşımları farklı olabilir.

  • Ultrason ve Doppler İncelemeler:

Karaciğer ve portal ven sisteminin değerlendirilmesinde ultrason sık kullanılır. Doppler ultrason sayesinde kan akım yönü, hızı ve basınç artışı hakkında bilgi elde edilir. Bu yöntemle, portal sistemdeki darlık veya pıhtı varlığı da saptanabilir.

  • Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR):

BT veya MR ile batın bölgesindeki damarların ve organların detaylı kesit görüntüleri alınarak varisli damarların konumu, boyutu ve ek patolojiler (tümör, kitle, vb.) araştırılabilir.

  • Endoskopik Ultrason (EUS):

Özellikle varislerin derinliği, komşu dokularla ilişkisi ve tam olarak hangi damar yapılarının etkilendiği konusunda daha detaylı bilgi sahibi olunmasını sağlar. Normal endoskopiye ek olarak uç kısmında ultrason probu vardır.

  • Labaratuvar Testleri:

Karaciğer enzim düzeyleri, kan sayımı, pıhtılaşma (INR) ve albümin gibi testler, karaciğer fonksiyonlarının ne durumda olduğunu, varsa aneminin derecesini gösterir. Bu testler, varislerin ortaya çıkma riskini öngörmede yardımcı değildir belki ama altta yatan karaciğer hastalığının ciddiyetini anlamaya yarar.

Teşhis konusunda akılda tutulması gereken önemli bir nokta, iç varislerin aktif olarak kanamadıkları sürece tespitinin zorluğudur. Bu yüzden bilinen karaciğer hastalığı veya portal hipertansiyon riski taşıyan kişilerin düzenli aralıklarla endoskopik taramalardan geçmesi önerilir. Böylece varis oluşumu erken evrede yakalanabilir ve tedbir alınabilir.

İç Varisler Neden Tehlikelidir?

Birçok insan “Varis dediğimiz şey damarlarda bir genişleme ve basınç artışı, peki neden bu kadar önemli?” diye düşünebilir. Dış varislerde, örneğin bacaklarımızdaki varisler, estetik kaygılar ya da bazen ağrı, şişlik ve iltihap dışında çoğu zaman hayati risk oluşturmaz. İç varisler ise, özellikle yemek borusu ve mide varisleri, kanama riskleri nedeniyle çok daha kritiktir.

  • Şiddetli Kanama:

Varisli damar duvarı incelmiş ve esnemiş durumdadır. İçinden geçen yüksek basınçlı kan, ufak bir zedelenmeyle bile damar duvarını yırtabilir. Bu ani ve şiddetli bir kanamaya yol açar. Örneğin bir yemek borusu varisi çatladığında birkaç dakika içinde kişinin ciddi miktarda kan kaybetmesi mümkündür.

  • Hayati Organların Etkilenmesi:

Midedeki veya bağırsaklardaki yoğun kanama, oksijen taşımakla görevli kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarların) hızla kaybına sebep olur. Vücudun hayati organları (beyin, kalp, böbrekler) yeterli kanla beslenemez. Sonuçta, kişinin tansiyonu düşer, kalp hızı artar ve şok tablosu gelişebilir. Zamanında müdahale edilmezse ölümcül olabilir.

  • Hepatik Ensefalopati:

Kanamalara ek olarak karaciğer hastalığının kendisi de vücutta birikmesi gereken toksinlerin temizlenememesine neden olabilir. Kanama sonrasında bağırsaklara dökülen kanın parçalanmasıyla ortaya çıkan nitrojen yükü artar, bu da beyin fonksiyonlarını bozabilen “hepatik ensefalopati” riskini yükseltir.

  • Rekürren Kanamalar (Tekrar Eden Kanamalar):

Bir varis kanaması kontrol altına alınsa bile, altta yatan sebep (örneğin portal hipertansiyon) devam ettiği sürece kanama tekrarlayabilir. Bazı hastalar defalarca kan kaybına uğrayabilir ve her atak sonrası daha da zayıf düşer. Bu yineleyici kanamalar da ciddi bir ölüm nedeni olabilir.

Bütün bu riskler, iç varislerin en az kalp veya akciğer hastalıkları kadar ciddiye alınması gerektiğini gösterir. Kontrol altında tutulmayan iç varisler, ‘sessiz bir bomba’ gibi düşünülebilir. Vücudumuzda tam da göremediğimiz bir yerde, her an patlayabilecek bir risk barındırırlar.

İç Varislerin Tedavisinde Hangi Seçenekler Vardır?

İç varis tedavisi, varislerin nedenine, konumuna ve mevcut şikâyetlere göre şekillenir. Genel olarak tedavi yaklaşımı, kanama riskini azaltmak ve olası bir kanamayı durdurmaktır. Çünkü iç varislerin en büyük tehlikesi kanamadır. Tedavi seçeneklerini temelde dört başlıkta toplayabiliriz: ilaç tedavileri, endoskopik yöntemler girişimsel radyolojik uygulamalar ve cerrahi müdahaleler.

İlaç Tedavileri

  • Non-selektif Beta-Blokerler (Örneğin Propranolol, Nadolol):

Bu ilaçlar, kalbin pompaladığı kan miktarını bir nebze azaltarak ve aynı zamanda iç organlarda (splanik dolaşım) damarları daraltarak portal ven basıncını düşürebilir. Bu sayede varislerin maruz kaldığı basınç azalır ve kanama riski düşer.

  • Vazoaktif İlaçlar (Örneğin Somatostatin, Octreotide):

Özellikle akut kanama sırasında toplardamarları büzerek portal kan akışını azaltmaya yardımcı olur. Böylece kanama kontrolü sağlanırken destekleyici tedavilerle de (kan transfüzyonu, sıvı takviyesi vb.) hastanın hayati fonksiyonları korunmaya çalışılır.

  • Antibiyotik Profilaksisi:

Garip gelebilir ama varis kanamasında bakteriyel enfeksiyon riski artar, özellikle karaciğer sirozu olan hastalarda. Olası enfeksiyonlar, varis kanamasını tetikleyici yönde etkili olabilir. Bu yüzden akut kanama ataklarında kısa süreli antibiyotik uygulaması, uluslararası kılavuzlarda önerilmektedir.

Endoskopik Yöntemler

  • Endoskopik Band Ligasyonu (EBL):

Özofagus varisleri için en yaygın ve etkili yöntemlerden biridir. Endoskop aracılığıyla varisli bölgeye ulaşılır ve küçük lastik bantlar varisin tabanına yerleştirilir. Bu bantlama, varisin kan dolaşımından yavaşça izole olmasını ve sonuçta sönmesini sağlar. Hem aktif kanamada hem de önleyici amaçla uygulanabilir.

  • Endoskopik Skleroterapi (EIS):

Sklerozan adı verilen özel bir kimyasal maddenin varisin içine enjekte edilmesi temeline dayanır. Bu madde, damar duvarını tahrip ederek varisin büzüşmesine ve kapanmasına neden olur. Band ligasyonuna göre biraz daha fazla yan etki riski barındırır (ülser, yutma güçlüğü vb.), ancak bazı durumlarda hala geçerli bir seçenektir.

  • Cyanoacrylate Enjeksiyonu:

Özellikle mide varislerinde kullanılan bir yapıştırıcı maddedir. Enjekte edildiğinde hızlıca polimerize olarak varisi “tıkayıp” kanamayı durdurur. Mide varisleri genelde özofagus varislerinden daha büyük ve kanama riski yüksek damarlardır. Bu yöntem onlara etkin şekilde müdahale imkânı sunar.

Girişimsel Radyolojik Yöntemler

  • Transjugüler İntrahepatik Portosistemik Şant (TIPS):

Bu yöntemle, karaciğer içinden geçen portal toplardamarla genel dolaşım damarlarından biri (hepatik ven) arasında bir köprü oluşturulur. Amaç portal sistemdeki yüksek basıncı düşürmek ve varislere giden kan akımını azaltmaktır. Tıpkı boğaz köprüsünde oluşan trafiği hafifletmek için alternatif bir tünel inşa etmek gibi düşünülebilir. TIPS genellikle endoskopik ve ilaç tedavilerine yanıt vermeyen, tekrarlayan kanama atakları yaşayan hastalarda uygulanır. Başarılı olduğunda hayati kurtarıcı olabilir, ancak yan etkileri arasında karaciğer fonksiyonlarının daha da bozulması ve hepatik ensefalopati sayılabilir.

  • Balloon-Occluded Retrograde Transvenous Obliteration (BRTO):

Daha çok mide varislerinde uygulanan bir tekniktir. Varisin drenaj yolu balonla tıkanır ve sklerozan ilaç verilerek varisin geriye doğru dolaşımı engellenir, böylece varisli segment “yok edilmeye” çalışılır.

Cerrahi Müdahaleler

Eskiden daha sık başvurulan cerrahi şant operasyonları, günümüzde TIPS gibi yöntemlerin gelişmesiyle nispeten geri planda kalmıştır. Yine de bazı özel durumlarda (örneğin TIPS’in mümkün olmadığı veya başarısız olduğu olgularda), cerrahi şantlar ya da karaciğer nakli gündeme gelebilir. Karaciğer nakli, ileri evre karaciğer hastalıklarında hem sirozun ilerlemesini durdurur hem de portal basıncın normale dönmesiyle varis problemine kökten çözüm getirebilir. Ancak bu çok ciddi bir prosedürdür ve uygun donör, hastanın genel durumu gibi pek çok faktöre bağlıdır.

İç Varislerden Korunmak veya Kanama Riskini Azaltmak İçin Neler Yapılabilir?

İç varisleri önlemek veya kanama riskini minimize etmek, çoğu zaman altta yatan nedenin (sıklıkla karaciğer hastalığının) yönetimiyle doğrudan ilişkilidir. Burada birkaç koruyucu adım ve öneri sıralanabilir:

  • Karaciğer Sağlığını Korumak:

Alkol tüketimini sınırlamak veya tamamen bırakmak, sağlıklı ve dengeli beslenmek, kronik hepatit (Hepatit B, C vb.) enfeksiyonlarına karşı gerekli tedavi ve takipleri sürdürmek büyük önem taşır.

  • Düzenli Doktor Kontrolleri ve Endoskopik Tarama:

Karaciğer hastalığı veya siroz tanısı konulan bireylerin belirli aralıklarla endoskopiye girmesi, varislerin erken evrede tespitini sağlar. Erken tespit, koruyucu band ligasyonu veya ilaç tedavisi gibi stratejilerin devreye sokulması adına çok kıymetlidir.

  • Non-selektif Beta-Bloker Kullanımı:

Karaciğer fonksiyon bozukluğu olan ama henüz varis kanaması yaşamamış, ancak endoskopide orta veya büyük varisleri saptanmış bireylere, doktor önerisiyle bu ilaçlar başlanabilir. Amaç portal basıncı azaltarak ilk kanama riskini düşürmektir.

  • Tansiyon ve Kan Değerlerinin Yakından Takibi:

Hipovolemik bir atak durumunda vakit kaybetmeden tıbbi yardım almak, olası ciddi kanama komplikasyonlarını önlemede hayati öneme sahiptir.

  • Sigara ve Sağlıksız Yaşam Alışkanlıklarından Uzak Durmak:

Karaciğerin yükünü artıracak ve damar sağlığını bozacak tüm alışkanlıklar, örneğin aşırı sigara kullanımı, yağlı ve işlenmiş gıda tüketimi, hareketsiz yaşam tarzı gibi faktörler dolaşım sistemini de olumsuz etkiler.

Bunların yanı sıra varsa diyabet veya hipertansiyon gibi kronik hastalıkların düzenli takibi, genel vücut sağlığını koruyarak karaciğer ve damar sistemimiz için de dolaylı bir koruma sağlar.

İç Varislerde Kanama Olduğunda Ne Yapılmalıdır?

İç varislerin en dramatik ve acil müdahale gerektiren durumu kuşkusuz kanamadır. Özellikle yemek borusu veya mide varisleri kanadığında, kişi kısa sürede hayati tehlike yaşayabilir. Peki, böyle bir durumda neler yapılır?

  • Acil Tıbbi Yardım Çağrısı:

Kan kusma veya siyah dışkı (melena) gibi belirtiler varsa zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmak şarttır. Dakikalar bile önemlidir, çünkü aşırı kan kaybı bilinç kaybı ve şoka götürebilir.

  • Damaryolu Açılması ve Sıvı Desteği:

Hastaneye ulaşıldığında ilk yapılacak işlerden biri, damar içi sıvı ve gerekiyorsa kan ürünleri takviyesidir. Bu tansiyonun stabil kalmasına ve organlara yeterli kan akışının devam etmesine yardımcı olur.

  • İlaç Tedavisi (Vazoaktif İlaçlar):

Kanama kontrolü için somatostatin veya octreotide gibi ilaçlar başlanır. Bu ilaçlar, portal dolaşımda damarlarda büzülme yaparak kan basıncını düşürür ve kanamayı hafifletir.

  • Acil Endoskopik Müdahale:

Kanama aktifken dahi endoskopi yapılabilir. Burada, band ligasyonu veya skleroterapi yöntemleriyle kanayan varise doğrudan müdahale edilir. Eğer varis çatlamışsa, band ligasyonuyla damarın tabanı sıkılaştırılır veya sklerozan maddeyle kapatılır.

  • Ek Müdahaleler:

Endoskopik yöntemlerle kanamanın kontrol altına alınamadığı durumlarda, balon tamponad (özofagusu içeriden balonla sıkıştırmak) veya TIPS gibi girişimler uygulanabilir. Yine de bu yöntemlerin riski ve yan etkileri göz önüne alınarak, hastanın durumuna göre karar verilir.

  • Enfeksiyon Profilaksisi:

Kanama sonrası riskler arasında enfeksiyonların artması olduğundan, doktor önerisiyle kısa süreli antibiyotik tedavisi devreye girer.

Bu noktada en kritik şey hızlı müdahale ve yoğun bakım şartlarında izlemektir. Bir varis kanaması atağını geçiren hasta, kanama kontrol altına alındıktan sonra da yakın takip altında olmalıdır. Çünkü ilk 48-72 saat aralığında yeniden kanama riski oldukça yüksektir.

İç Varisler İyileşir mi? Prognoz Nasıldır?

İç varislerin tamamen ortadan kalkması, çoğu zaman altta yatan hastalığın (örneğin siroz) gerilemesi veya düzelmesiyle mümkündür. Ne yazık ki karaciğer sirozu gibi kalıcı zarar görmüş durumlarda, sirozun geriye dönmesi kolay değildir. Dolayısıyla varisler uzun süreli bir “takip ve tedavi” konusu haline gelir. Yine de korkuya kapılmamak gerekir; günümüzde tıpta gerek endoskopik yöntemler gerek ilaçlar ve girişimsel radyoloji teknikleri sayesinde varis kaynaklı kanamaların kontrolü hayli başarılıdır.

  • İlk Kanama ve Sonraki Ataklar:

Çoğu araştırma, varislerden kaynaklanan ilk ciddi kanama atağı sonrası doğru tedavi uygulandığında hayatta kalma oranlarının önemli ölçüde arttığını gösterir. Ancak tekrar kanama riskini tam olarak sıfırlamak, genelde mümkün değildir. Düzenli kontroller ve önleyici tedaviler bu riski önemli ölçüde düşürebilir.

  • Karaciğer Nakli:

Eğer altta yatan hastalık ileri derece siroz ise ve karaciğer fonksiyonları iyice bozulmuşsa, karaciğer nakli nihai seçenek olabilir. Nakil sonrası, yeni karaciğer genellikle portal basıncı düşürür ve varis problemini çözer. Ancak naklin kendi içinde birçok zorluğu vardır (uygun donör, ameliyat riskleri, immunosupresyon ilaçları vb.). Başarılı bir nakil sonrası, hasta normal hayatına büyük ölçüde dönebilir.

  • Uzun Vadeli Takip:

İç varisleri olan kişilerin, kanama olsun ya da olmasın, belirli aralıklarla endoskopik değerlendirmeye alınması gerekir. Beta-bloker kullanımı veya endoskopik varis ligasyonu gibi önleyici stratejilerle kanama riski düşürülebilir. Kişinin karaciğer hastalığına ait semptomları da yakından takip edilir.

Özetle “iyileşme” kavramı biraz da altta yatan hastalığın tabiatına bağlıdır. Tamamen ortadan kalkmasa bile iç varisler uzun süre sorun çıkarmadan izlenebilir. Erken teşhis, düzenli izlem ve kişiye uygun tedavi yaklaşımları ile tehlikeleri büyük ölçüde kontrol altına almak mümkündür.

Hayat Tarzı ve Beslenme İç Varisler Üzerinde Nasıl Etkili Olur?

İç varislerin gelişiminde ve seyrinde hayat tarzı ve beslenme alışkanlıkları dolaylı olarak ama önemli bir rol oynar. Çünkü vücudun en büyük organlarından biri olan karaciğer, günlük yediğimiz içtiğimiz her şeyin bir şekilde işlendiği merkez üssüdür. Bu nedenle karaciğerin sağlığı veya hastalığı, iç varislerin oluşum ve ilerleyiş sürecini yakından etkiler.

  • Alkol Kullanımı:

Uzun süreli ve aşırı alkol tüketimi, karaciğer hücrelerine kalıcı hasar vererek siroza yol açan en önemli etkenlerden biridir. Bu da iç varislerin en önemli nedenlerinden olan portal hipertansiyonu tetikler.

  • Tuz Tüketimi:

Sirozlu hastalarda tuz tüketimini sınırlamak, karında sıvı birikimini (asit) azaltmada etkilidir. Dolaylı olarak portal basıncın da artmasını yavaşlatabilir. Günde 4-6 gramdan daha fazla tuz alımı genelde önerilmez.

  • Dengeli ve Protein Ağırlıklı Beslenme:

Karaciğer hastalığı olan kişilerde, vücudun kas ve doku onarımı için yeterli proteine ihtiyacı olur. Ancak aşırı protein alımı da amonyak gibi toksinlerin birikimini artırabilir. Bu nedenle ideal protein miktarı, kişinin doktoru veya diyetisyeni tarafından belirlenmelidir. Bazı hastalarda bitkisel proteinler, hayvansal proteine göre daha iyi tolere edilebilir.

  • Sağlıklı Kilonun Korunması:

Aşırı kilolu olmak, karaciğer yağlanması riskini artırır. Yağlı karaciğer, uzun vadede siroza gidebilen bir süreç başlatabilir. Obezite ayrıca tansiyonu ve kalp yükünü artırarak vücuttaki dolaşım dengesini olumsuz etkiler.

  • Sigara ve Diğer Zararlı Alışkanlıklar:

Sigara kullanımı, damar sertliğini hızlandırır ve genel sağlık durumunu bozar. Karaciğer üzerindeki yükü artırır. Aynı şekilde uyuşturucu veya gereksiz ilaç kullanımı da karaciğerin metabolik fonksiyonlarını zora sokar.

  • Egzersiz ve Hareket:

Düzenli hafif egzersizler (yürüyüş, yoga, pilates vb.), kan dolaşımını destekleyerek vücudun genel metabolik sağlığını iyileştirir. Aşırı ağır egzersizlerden kaçınmak kaydıyla, aktif bir yaşam tarzı karaciğer hastalarının dayanıklılığını artırabilir.

Dolayısıyla iç varisleri tetikleyen en büyük etkenlerden biri olan karaciğer hasarını önlemek veya geciktirmek adına sağlıklı beslenme ve yaşam alışkanlıklarını benimsemek büyük önem taşır. Bu sadece iç varisler için değil genel sağlık için de yararlıdır.

Ne Zaman Tıbbi Yardım Almak Gerekir?

İç varisler uzun süre sessiz kalabilir ancak herhangi bir kanama belirtisi “kırmızı alarm” demektir. Özellikle aşağıdaki durumlarda gecikmeden tıbbi yardım alınmalıdır:

  • Taze kırmızı veya kahve telvesi şeklinde kusma
  • (Yemek borusu veya mide varisi kanaması şüphesi uyandırır)
  • Dışkının siyah, katranımsı görünüm alması
  • (Melena, üst sindirim sistemi kanamasına işaret eder)
  • Dışkıda parlak kırmızı kan
  • (Rektum varisleri veya alt bağırsak kaynaklı kanama olabilir)
  • Baş dönmesi, bayılma, tansiyon düşüklüğü, çarpıntı
  • (Hipovolemik şok belirtileri)

Ayrıca karaciğer hastalığı tanısı olan ve karın ağrısı, şiddetli halsizlik, ciltte ani sarılık artışı gibi beklenmedik semptomlar gelişen kişilerin de vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması önerilir. Çünkü bazen iç varisler kanamasa bile, asit (karında sıvı toplanması) veya spontan bakteriyel peritonit (karın zarının enfeksiyonu) gibi başka komplikasyonlar ortaya çıkabilir.

Sonuç

İç varisler, özellikle karaciğer kaynaklı dolaşım bozukluklarının bir sonucu olarak sindirim sisteminde ortaya çıkan ve önemli riskler taşıyan damar genişlemeleridir. Bu durumu “Dolaşım sistemimizin derinlerinde saklanan ancak her an patlayabilme potansiyeli olan zayıf noktalar” şeklinde tarif etmek yanlış olmaz. En yaygın sebep siroz ya da portal hipertansiyon olsa da bazen damar tıkanıklıkları veya doğuştan gelen anomaliler gibi farklı faktörler de rol oynayabilir.

Bu varislerin en büyük tehdidi, çok ani ve hayati tehlike yaratacak düzeyde kanamaya yol açmalarıdır. Bu nedenle özellikle karaciğer hastalığı bilinen ve varis saptanan kişilerin düzenli aralıklarla hekim kontrolünde olması, endoskopik değerlendirmelerini aksatmaması önemlidir. Tedavide kullanılan çeşitli yöntemler—ilaçlar, endoskopik girişimler, TIPS gibi radyolojik uygulamalar veya bazı durumlarda cerrahi—sayesinde, varis kanamaları çoğunlukla kontrol altına alınabilir.

Öte yandan korunmada en etkili strateji karaciğer sağlığını korumaktan geçer. Dengeli ve düzenli beslenme, alkol ve sigara kullanımının sınırlandırılması, mümkünse hiç içilmemesi, enfeksiyonlardan korunma (özellikle hepatit B ve C gibi) ve aktif bir yaşam tarzı, karaciğer hastalıklarının ve dolayısıyla iç varislerin önüne geçmede kilit rol oynar. Varisler söz konusu olduğunda, “hiçbir belirti yoksa her şey yolundadır” gibi bir yanılgıya düşmemek gerekir. Bilhassa risk grubundaki bireyler (siroz, uzun süreli alkol kullanımı, kronik karaciğer hastalığı olanlar) düzenli tarama ve takiple bu “sessiz ama potansiyel olarak tehlikeli” durumu güvenli sınırlar içinde tutabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir