Varis, damar genişlemesinin ilerlemesiyle ciddiyet kazanır ve bazı durumlarda ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Şiddetli ağrı, bacaklarda şişlik, ciltte renk değişikliği veya iyileşmeyen yaralar varisin tehlikeli boyuta ulaştığının işaretlerindendir.
Varis komplikasyonları arasında pıhtı oluşumu, derin ven trombozu ve cilt ülserleri bulunur. Bu tür tablolar, damar tıkanıklığına bağlı dolaşım bozukluklarının gelişebileceğini gösterir ve ihmal edilmemesi gereken ciddi sonuçlar doğurur.
Gelişmiş varislerde enfeksiyon riski de artar. Özellikle yaraların açılması ve bu bölgelerin dış etkenlere maruz kalması bakteriyel enfeksiyonlara zemin hazırlar. Bu tür durumlarda erken tanı ve müdahale, uzun süreli sağlık sorunlarının önüne geçer.
Varislerin yaşam kalitesini bozmasının yanı sıra sistemik dolaşımı da etkileyebileceği unutulmamalıdır. İleri vakalarda yürüyüş kısıtlılığı, günlük aktivitelerde zorluk ve kronik venöz yetmezlik bulguları ortaya çıkabilir. Bu nedenle düzenli takip ve tedavi önemlidir.
Varis Nedir?
Varis, en basit anlatımıyla, bacaklardaki yüzeysel toplardamarların uzaması, genişlemesi ve kıvrımlı bir görünüm almasıdır. Kalbin altındaki bölgelerde, özellikle bacaklarda, kanın tek yönlü akışını sağlayan kapakçıklar vardır. Bu kapakçıklar, kanın geri kaçmasını engeller ve yerçekimiyle mücadele ederek kanın kalbe doğru ilerlemesini sağlar.
Normal şartlarda bu kapakçıklar, bir “turnike” benzeri mekanizmayla açılıp kapanır. Böylece kan her pompalamada bir üst seviyeye taşınır. Ancak varisli damarlarda kapakçıkların görev yapamadığı veya yapısal olarak bozulduğu gözlenir. Sonuçta kan geri kaçar, damar içinde birikir, basınç artar ve damar duvarları genişler. Bu genişleme, zamanla o tipik “mavi-yeşil kabarık damar” görünümüne yol açar.
Varisler genellikle bacaklarda ortaya çıksa da vücudun başka bölgelerinde de oluşabilir. Örneğin hemoroid aslında anal bölgede meydana gelen varisli damar örneğidir. Ancak en çok dikkat çeken ve rahatsızlık yaratanlar çoğu zaman bacaklarda görülür. Varislerin başlangıç düzeyinde şikâyetler minimal olabilir ve kişiler çoğu zaman yalnızca görüntüden yakınırlar. Fakat ilerleyen evrelerde ağrı, şişlik, kramp, kaşıntı gibi yaşam kalitesini düşüren belirtiler ortaya çıkabilir.
Varisler Ne Zaman Tehlikeli Olur?
Varislerin tehlikeli hale gelmesi, aslında damar içindeki basınç ve o bölgedeki dokuya verilen zararla ilgilidir. Hafif ya da orta derecede varis genellikle kozmetik bir sorun gibi görülür ve yalnızca hafif bacak ağrısı veya yorgunluk hissiyle kendini gösterir. Fakat bazı durumlarda tablo ciddileşerek ciltte renk değişiklikleri, açık yaralar (venöz ülser), hatta kanamalara kadar gidebilir.
Bir başka kritik nokta da pıhtı oluşumudur. Damar duvarı hasarlandığında veya kan akışı yavaşladığında, kanın pıhtılaşma olasılığı yükselir. Yüzeysel damar içinde pıhtı oluşmasına “yüzeysel tromboflebit” denir. Bazı durumlarda bu pıhtı daha derin damarlara ilerleyebilir ve “derin ven trombozu (DVT)” dediğimiz, daha ciddi komplikasyonlara yol açan bir tabloya neden olabilir. DVT, pıhtının koparak akciğerlere gitmesi sonucu akciğer embolisi riskini de beraberinde getirdiğinden, hayatı tehdit edici bir boyuta ulaşabilir.
Dolayısıyla varislerin “tehlikeli” olması, basitçe yalnızca görüntüden ibaret olmadığını anlatır. Kronik venöz yetmezlik gibi rahatsızlıklar; cilt dokusunun bozulması, uzun süreli şişlik, bacaklarda belirgin ağrı, renk değişikliği, enfeksiyonlar, kanamalar ve pıhtı oluşumu gibi ciddi sorunlara zemin hazırlayabilir. Bu nedenle sürekli şikâyet yaratan, cilt değişikliklerine yol açan ya da pıhtı riskinin arttığı varisler, mutlaka tıbbi açıdan incelenmeli ve gereken tedavi yapılmalıdır.
Varisin Altında Yatan Mekanizmalar Nelerdir?
Varis oluşumunu anlamak için önce dolaşım sistemine kısaca göz atmakta yarar var. Vücudumuz, kalpten çıkan atardamarlar ve kalbe dönen toplardamarlardan oluşan kapalı bir dolaşım ağına sahiptir. Bacaklarımızda iki temel toplardamar sistemi bulunur: Derin toplardamarlar ve yüzeysel toplardamarlar. Bunları birbirine bağlayan “perforan” isimli köprü damarlar da vardır.
- Kapakçıkların İşlevi: Bacaklardaki toplardamar kapakçıkları, kanın yalnızca yukarı, yani kalbe doğru akmasını sağlar. Varis, kapakçıklarda bozulma yaşandığında ortaya çıkar. Kan geri kaçmaya başlar, bu da venöz basıncın artmasıyla sonuçlanır.
- Damar Duvarındaki Zayıflık: Kronik basınç yüksekliği, damar duvarında yapısal değişikliklere neden olabilir. Damar duvarı adeta bir balon gibi esneyip genişler. Elastik lifler azalır, kolajen dokusu düzensizleşir ve damar duvarının formu bozulur.
- Enflamasyon ve Doku Zedelenmesi: Damar iç yüzeyi (endotel) hasarlandığında, vücut bu bölgeyi onarmaya çalışırken inflamasyon gelişebilir. İnflamasyonla birlikte damar duvarında daha fazla hasar, pıhtılaşma eğilimi ve kapakçık disfonksiyonu gündeme gelir.
Tüm bu süreçte kanın aşağıdan yukarıya taşınması zorlaştığından, bacaklarda basınç yükselir. Karşılaşılan bu tablo uzun dönemde cilt bozukluklarına, doku hasarına ve ciddi sorunlara kapı aralayabilir.
Hangi Faktörler Varis Riskini Artırır?
Varis, herkes için potansiyel bir risktir ancak bazı kişi grupları bu rahatsızlığa daha yatkındır. Hayatı bir elbise gibi düşünün; her beden herkese uymadığı gibi, genetik veya çevresel faktörler de kişiden kişiye farklı riskler yaratır. İşte varise zemin hazırlayan başlıca etkenler:
- Ailesinde varis problemi olanların bu rahatsızlığa yakalanma ihtimali daha yüksektir. Damar duvarı veya kapakçık yapısındaki zayıflık, genetik mirasın bir parçası olabilir.
- İlerleyen yaşla birlikte damar elastikiyeti azalır ve kapakçıklar daha kolay hasarlanır. Bu nedenle orta yaş ve üzerindeki bireylerde varis sık görülür.
- Kadınlarda varis erkeklere göre daha yaygındır. Özellikle gebelik dönemlerinde artan hormonlar ve büyüyen rahmin damarlar üzerindeki baskısı, varis riskini yükseltir. Ayrıca kadınlarda menopoz sonrasında da hormonal değişiklikler damar yapısını etkileyebilir.
- Fazla kilo, bacak damarlarında ekstra basınç anlamına gelir. Bu basınç zamanla kapakçıkların zorlanmasına ve varis oluşumuna katkıda bulunur.
- Ofis çalışanları, öğretmenler veya kuaförler gibi uzun süre sabit pozisyonda (oturarak veya ayakta) kalan kişilerde varis gelişme olasılığı daha fazladır. Çünkü kan akışı yeterince hareket imkânı bulamaz ve bacaklardaki damarlar üzerinde sürekli bir basınç oluşur.
- Hamilelikte artan kan hacmi ve hormonlar, ayrıca büyüyen uterusun alt ana toplardamara yaptığı bası, varisleri tetikler. Doğum sonrası bazı varisler gerilese de çoğu zaman tamamen ortadan kalkmaz.
- Sigara, yüksek topuklu ayakkabı kullanımı, uygunsuz beslenme, liften fakir ve tuzdan zengin diyet gibi alışkanlıklar da damar sağlığını bozabilir ve varis gelişimine katkıda bulunabilir.
Varis Belirtileri ve Ciddi Hale Geldiğini Gösteren İşaretler Nelerdir?
Varisler başlangıçta yalnızca estetik bir şikâyet olarak karşımıza çıkar. Bacaklarda mavi veya mor renkte, kıvrımlı ve belirgin damarlar görülebilir. Fakat zamanla varisler ilerlediğinde aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:
- Ağrı ve Yorgunluk: Gün sonunda bacaklarda şiddetli bir yorgunluk, ağırlık veya sızı hissi. Özellikle uzun süre ayakta kalındığında ya da oturulduğunda şikâyetler artabilir.
- Şişlik (Ödem): Ayak bileği ve baldır bölgesinde belirgin şişlik oluşması. Bu durum varislerin bacaklarda kan biriktirdiğine işaret eder.
- Cilt Değişiklikleri: Damar yakınındaki deride renk koyulaşması (hiperpigmentasyon), kuruluk, egzama benzeri döküntüler, hatta ciltte sertleşme (lipodermatoskleroz) önemli uyarılardır.
- Kaşıntı ve Yanma: Varisli bölge derisinde kaşıntı veya yanma hissi, damarlardaki basınç artışının yol açtığı rahatsızlığı gösterir.
- Gece Krampları ve Huzursuz Bacak: Uyku sırasında bacaklarda kramp yaşanması veya “sürekli oynatma isteği” olarak tanımlanan huzursuzluk hissi sıklıkla varisli bireylerde görülür.
- Kanama: Çok yüzeysel yerleşimli varisler, küçük bir çarpma veya kesik sonucu ciddi kanamalara neden olabilir. Damar duvarı inceldiği için kan akışı durdurmak zorlaşabilir.
- Venöz Ülserler: Özellikle ayak bileği çevresinde, ciltte açılan ve uzun süre kapanmayan yaralar (venöz ülserler) ciddiyeti gösteren bir işarettir. Bu yaralar enfeksiyon riskini de beraberinde getirir.
- Yüzeysel Tromboflebit (ST): Varisli damarda pıhtı oluşması ve enflamasyona bağlı olarak kızarıklık, şişlik, deride sıcaklık artışı ve ağrı oluşabilir.
Bu belirtilerden herhangi biri günlük yaşamı belirgin şekilde etkiliyorsa veya ciltte kalıcı değişimler başladıysa, varislerin artık basit bir kozmetik kusurdan ibaret olmadığı kabul edilmeli ve mutlaka tıbbi destek aranmalıdır.
Varisler DVT Riskini Artırır mı?
DVT (Derin Ven Trombozu), bacaklardaki derin toplardamarlarda kan pıhtısı oluşması durumudur. Bu pıhtı damar içinde büyüyüp akışı engelleyebilir ya da koparak akciğerlere (pulmoner emboli) ulaşabilir. Akciğer embolisi, ani nefes darlığı, göğüs ağrısı ve hatta ölüme yol açabilecek kadar ciddi sonuçlar doğurabilir.
Varisli hastalarda “venöz staz” adı verilen durgunluk daha fazla olduğu için, kanın pıhtılaşmaya eğilimi de artabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, her varisli hastanın DVT geliştireceği anlamına gelmemesidir. Varis bir risk faktörü olabilir ama tek başına yeterli değildir. Yaş, obezite, sigara kullanımı, hareketsizlik, kan pıhtılaşma bozuklukları gibi ek faktörler varsa DVT riski daha çok yükselir.
Özellikle varis ameliyatı sonrasında pıhtı oluşumu gözlenebildiğinden, cerrahi işlemin ardından doktorun önerdiği şekilde hareket etmek, gerekiyorsa kısa süreli kan sulandırıcı tedavi kullanmak, bol su içmek, düzenli yürüyüş yapmak gibi önlemler alınarak DVT riski azaltılabilir.
Varis Kaynaklı Kanamalar Hayati Tehlike Oluşturur mu?
Varisli damarların cilt yüzeyine yakın ve duvarlarının zayıf olması, küçük travmaların dahi bazen beklenmedik derecede yoğun kanamaya yol açmasına neden olabilir. Sıcak yaz günlerinde bir masaya bacağı çarpmak ya da ufak bir kesik bile, varisli alandan ciddi miktarda kan gelmesine sebep olabilir. Kimi zaman hastalar, gece uyurken bir kanamaya uyandıklarını ve yastıklarının, çarşaflarının kan içinde olduğunu fark ederler.
Bu tip kanamalar çoğunlukla bir süre sonra dışarıdan baskı uygulandığında durabilir. Ancak kişinin genel sağlık durumu kullanmakta olduğu ilaçlar (örneğin kan sulandırıcılar) veya varisin boyutu gibi faktörler kanamanın kontrol altına alınmasını zorlaştırabilir. Yaşlı ve yalnız yaşayan hastalarda, geç müdahaleye bağlı ciddi kan kaybı meydana gelebilir. Hatta literatürde, varis kaynaklı kontrolsüz kanamalar nedeniyle hayatını kaybeden vakalara rastlanmıştır.
Kanama başladığında yapılacak ilk müdahale, kanayan bölgeye doğrudan ve sıkı bir baskı uygulamaktır. Mümkünse bacak kalp seviyesinden yüksekte tutulmalıdır. Ardından en kısa sürede tıbbi yardım alınmalıdır. Sonuç olarak varis kaynaklı kanamalar seyrek görülse de “hayati tehlike” potansiyeli taşıdığı için mutlaka önemsenmeli ve uygun tedavi planlanmalıdır.
Cilt Ülserleri ve Enfeksiyonlar Nasıl Gelişir?
Varislerin uzun dönemde en önemli sorunlarından biri ciltte yaraların (venöz ülser) ortaya çıkmasıdır. Bu durum dolaşımın bozulduğu bölgedeki dokuların yeterince oksijen ve besin alamamasından kaynaklanır. Damarlardaki fazla basınç, kapiller (kılcal damarlar) düzeyinde de sıkıntı yaratır ve sıvılar dokulara sızar. Böylece ayak bilekleri başta olmak üzere bacakların alt kısımlarında şişlik, deri kalınlaşması, renk değişikliği gibi belirtiler görülebilir.
Venöz hipertansiyon olarak adlandırılan bu tablo cildi inceltir, hatta bazen cildin “zar”ı andıran koruyucu yapısını bozar. Ufak bir çizik ya da darbe, açık bir yara gelişmesine yol açabilir. Bu yaralar, kan dolaşımı yetersiz olduğu için çok zor iyileşir. Cilt bariyeri zayıfladığından, bakteri ve diğer mikroorganizmaların bölgeye yerleşmesi de kolaylaşır. Bu nedenle varis ülserleri, sık sık enfeksiyon riski taşır.
Enfekte bir varis ülserinde kızarıklık, akıntı, ısı artışı ve ağrı söz konusudur. İhmal edildiğinde enfeksiyon, derin dokulara ya da kana yayılabilir. Bu nedenle varisli alanlarda tekrarlayan cilt yaraları oluşuyorsa, mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Yaraların hijyenik ve düzenli pansumanı, kompresyon tedavisi, gerektiğinde antibiyotik gibi ilaçlarla desteklenmesi şarttır.
Varisler İçin Hangi Tedavi Seçenekleri Mevcuttur?
Varis tedavisi deyince akla çoğu zaman “ameliyat” gelse de günümüzde pek çok farklı yöntem mevcuttur. Kişinin damar yapısı, varisin boyutu, ek hastalıklar ve yaşam tarzı gibi faktörler hangi tedavinin seçileceğini etkiler. Tedavi seçeneklerini birkaç başlıkta inceleyebiliriz:
- Kompresyon Çorapları: Özellikle hafif ve orta dereceli varislerde, bacaklardaki kan akışını desteklemek için “basınçlı çoraplar” önerilir. Bu çoraplar tabandan itibaren yukarıya doğru giderek azalan bir basınç uygular, böylece kanın kalbe dönüşünü kolaylaştırır.
- Skleroterapi: Damarın içine özel bir madde (sklerozan) enjekte edilerek damar duvarının yapıştırılması ve kapanması sağlanır. Kapanan damar zamanla vücut tarafından yok edilir. Köpük (foam) skleroterapi, daha geniş damarlarda etkilidir.
- Endovenöz Lazer Ablasyon (ELA) ve Radyofrekans Ablasyon (RFA): Bu yöntemlerde lazer veya radyofrekans enerjisiyle damar içten ısıtılır ve kapanmaya zorlanır. Girişimsel bir işlem olmasına rağmen klasik cerrahiye göre daha az kesik ve daha hızlı iyileşme süresi sunar.
- Cerrahi Ligation ve Stripping: Geleneksel ameliyat yönteminde varisli damar, ana bağlantı noktasından bağlanır (ligasyon) ve gerekirse damar tamamen çıkartılır (stripping). Daha invazivdir ancak bazı anatomik durumlarda tercih edilir.
- Mekanik-Kimyasal Ablasyon (MOCA) ve Yapıştırıcı Yöntemler: Son yıllarda damarı yapıştıran özel “glue” veya mekanik-kimyasal kombine tedaviler de gündemdedir. Isı yerine kimyasal yapıştırıcılardan yararlanılarak damar kapatılır.
- Ambulatuvar Flebektomi: Küçük kesilerle yüzeysel varisli damarların çekip çıkarılması şeklinde uygulanır. Çoğunlukla diğer yöntemlerin tamamlayıcısı olarak kullanılır.
Uygun tedaviyi belirlemek için detaylı bir damar ultrasonu (Doppler ultrason) ile varisli bölgelerdeki akışın ve kapakçık hasarının derecesi değerlendirilmelidir. Sonrasında kişiye özel tedavi seçeneği belirlenir.
Ne Zaman Doktora Başvurmak Gerekir?
Varisler bazen çok yavaş ilerler ve ufak belirtilerle kalır. Bununla birlikte bazı durumlar vardır ki gecikmeden bir uzmana görünmek gerekir. İşte birkaç kritik ipucu:
- Bacaklarda Kalıcı Ağrı, Şişlik veya Ağırlık Hissi: Özellikle uzun süre ayakta kalındığında veya gün sonunda bacaklarda belirgin ağrı, yorgunluk ve şişlik oluşuyorsa, bu varislerin ilerlediği anlamına gelebilir.
- Deri Üzerinde Belirgin Renk Değişiklikleri ve Sertleşme: Derinin kahverengi, mor veya kırmızı tonlara bürünmesi, sertleşmesi veya egzama benzeri döküntüler gelişmesi ciddi venöz yetmezliğe işaret eder.
- Açık Yaralar (Ülserler): Uzun süre iyileşmeyen yaralar, hafife alınmaması gereken ciddi bir varis komplikasyonudur. Bu ülserlerin tedavisi mutlaka profesyonel yardım gerektirir.
- Kanama veya Ani Pıhtı Şüphesi: Varisli bölgeden aniden kanama başlaması veya bölgeyi sert ve ağrılı hissetmek pıhtı (tromboflebit) belirtisi olabilir. Bu tip durumlarda zaman kaybetmeden tıbbi destek aranmalıdır.
- Günlük Hayatı Etkileyen Semptomlar: Bacak krampları, huzursuz bacak sendromu, yanma hissi gibi semptomlar yaşam kalitesini düşürüyorsa varis tedavisi seçeneklerini değerlendirmek yerinde olur.
Erken tanı ve tedavi sayesinde, ilerleyen aşamalarda oluşabilecek ülser, enfeksiyon, kanama veya DVT gibi komplikasyonların önüne geçmek mümkündür. Ayrıca günümüzde yeni teknikler sayesinde varis tedavisi çok daha az ağrılı, hızlı ve başarılı sonuçlarla gerçekleşebilmektedir.
Varislerden Korunma ve Yaşam Tarzı Önerileri
Varis oluşumunu tamamen engellemek her zaman mümkün değildir; özellikle genetik faktörler ve mesleki koşullar bunda etkilidir. Yine de bazı basit önlemler alarak bacak sağlığını korumak, varislerin oluşumunu geciktirmek veya ilerlemesini yavaşlatmak mümkündür:
- Düzenli Hareket: Uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan kaçınılmalıdır. Her saat başı kısa yürüyüşler veya otururken ayak bileklerini dairesel hareketlerle çalıştırmak, kan dolaşımını canlandırır.
- Bacak Elevasyonu: Gün içinde fırsat buldukça bacakları yukarı kaldırmak, bir yastık üzerine koymak, toplardamarlardaki basıncı azaltır.
- Sağlıklı Beslenme ve Kilo Kontrolü: Sebze, meyve, tam tahıl, liften zengin gıdalar ağırlıklı bir diyetle ideal kiloyu korumak, damarlara binen yükü hafifletir.
- Fazla Sıcaktan Kaçınma: Sıcak suyla banyo yapmak, sauna veya termal kaplıca gibi yerlerde uzun süre kalmak, damarları genişleterek varis şikâyetlerini artırabilir.
- Alkol ve Sigaradan Uzak Durmak: Sigara, damar sertliğini ve enflamasyonu tetikleyebilir. Alkol ise damarlarda genişlemeye neden olabilir.
- Topuklu Ayakkabı Tercihini Sınırlandırma: Yüksek topuklu ayakkabılar, ayak bileğindeki kas pompasını etkili biçimde çalıştırmayı engeller. Orta yükseklikte veya düz taban ayakkabılar tercih edilebilir.
- Doğru Kıyafet Seçimi: Bacağı çok sıkan dar pantolonlar veya kemerler, kanın geri dönüşünü zorlaştırabilir. Rahat ve kan akışını engellemeyen giysiler tercih etmek gerekir.
Bunlar basit ama düzenli uygulandığında etkili olabilecek, varis riskini azaltmaya yardımcı yaklaşımlardır. Eğer varisleriniz varsa ve şiddeti giderek artıyorsa, bu öneriler tek başına yeterli gelmeyebilir; mutlaka bir uzmana danışmak gerekir.
Psikolojik Yön ve Sosyal Etkiler
Varisler sadece fiziksel belirtilerle sınırlı değildir. Kişinin bacak görüntüsündeki belirgin değişiklikler, bazen özgüven kaybına veya sosyal ortamlardan uzak durma isteğine neden olabilir. Yaz aylarında şort veya etek giyememek, plajda rahat edememek gibi durumlar varis sorunu yaşayanların paylaştığı sıkıntılardandır.
Ağrı, ödem ve gece krampları gibi semptomlar da kişinin günlük işlerini yapmasını zorlaştırabilir. Özellikle uzun süre ayakta kalmayı gerektiren mesleklerde çalışanlar, yaşam kalitelerinin düştüğünü ifade edebilir. Bu durum kronik stres veya depresyon gibi zihinsel sağlık sorunlarını tetikleyebilir.
Öte yandan varislerin tedavisinde, hastanın motivasyonu ve tedaviye uyumu çok önemlidir. Kompresyon çoraplarını düzenli giymek, hareket programlarına uymak, beslenmeye dikkat etmek gibi alışkanlıklar uzun sürede fayda sağlar. Bir uzmanla iş birliği içinde olmak ve gerekiyorsa psikolojik destek almak, tedavi başarısını artırır.
Gebelikte Varisleri Yönetmek
Gebelik, varislerin ortaya çıkması veya mevcut varislerin kötüleşmesi açısından özel bir dönemdir. Hormonların etkisiyle damar duvarları gevşer, artan kan hacmi ve büyüyen rahmin bacaklardaki damarları sıkıştırmasıyla basınç yükselir. Bu da varis oluşumunu tetikler.
Hamilelik sırasında varis geliştiğinde sıklıkla şu öneriler gündeme gelir:
- Özel Kompresyon Çorapları: Gebelere özel üretilen, karın kısmını da destekleyen çoraplar sayesinde hem annenin hem bebeğin rahatı sağlanır.
- Egzersiz ve Dinlenme Aralıkları: Hafif yürüyüşler, yüzme veya gebeler için özel yoga seansları kan dolaşımını destekler. Uzun süre ayakta kalmak gerekiyorsa kısa molalar vererek oturup bacakları uzatmak faydalıdır.
- Sol Tarafa Yatmak: Gece uykusunda sol yan pozisyonda yatmak, büyüyen rahmin toplardamara yaptığı baskıyı azaltarak bacaklardaki kan dönüşünü kolaylaştırabilir.
Doğumdan sonra varislerin bir kısmı düzelebilir, ancak tamamen kaybolmaları her zaman mümkün değildir. Ciddi boyuttaki varisler için doğumdan sonra uzmanla görüşerek lazer, radyofrekans ablasyon veya skleroterapi gibi yöntemler değerlendirilebilir.
İleri Evre Varislerde Tedavi Sonrası Bakım
Varislerin tedavisinde hangi yöntem uygulanırsa uygulansın, sonrası bakım büyük önem taşır. Çünkü tedaviyle mevcut problemli damarlar kapatılır veya çıkarılır ama genel anlamda bacak sağlığını koruyacak alışkanlıklar kazanılmazsa, yeni varislerin oluşması söz konusu olabilir. Örneğin ameliyat ya da lazer ablasyonu sonrasında uzun süre hareketsiz kalmak, kiloyu kontrol etmemek, sigaraya devam etmek gibi davranışlar hem iyileşmeyi geciktirir hem de gelecekte yeni varis riskini artırır.
Tedavi sonrasında doktorun önerdiği süre boyunca kompresyon çorabı kullanmak, düzenli aralıklarla bacak egzersizleri yapmak, aşırı sıcak ortamlardan kaçınmak ve kontrolleri aksatmamak gerekir. Bazı hastalarda kısa süreli kan sulandırıcı ilaç tedavisi de önerilebilir.
İleri evre varis tedavileri, örneğin cilt ülseri olan hastalar için daha kapsamlı bakım gerektirir. Yara bakımı, pansuman, uygun ilaç tedavisi, bazen de flebolojide uzmanlaşmış hekimlerin multidisipliner yaklaşımları (dermatolog, plastik cerrah vb.) devreye girebilir. Sabırlı ve özenli bir tedavi süreciyle venöz ülserlerin büyük çoğunluğunda iyileşme sağlanabilir.
Toparlamak Gerekirse
Varis, bacaklardaki toplardamar sisteminde meydana gelen bir “yol trafiği” problemidir. Özellikle kapakçık bozuklukları nedeniyle kanın geri kaçması, bu problemde kilit rol oynar. Başlangıçta yalnızca görsel bir rahatsızlık olarak görülebilen varisler, bazı hastalarda ilerleyen evrelerde oldukça ciddi sorunlara dönüşebilir. Bu sorunlar arasında kalıcı cilt hasarı, ağrılı ülserler, tekrarlayan enfeksiyonlar ve hatta hayati risk taşıyan kanamalar veya derin ven trombozu gibi komplikasyonlar sayılabilir.
Tehlike sinyalleri arasında bacaklarda devamlı ağrı, şişlik, renk değişiklikleri, kanama eğilimi ve uzun süre kapanmayan yaralar bulunur. Bu belirtiler varsa vakit kaybetmeden bir damar hastalıkları uzmanına ya da kalp ve damar cerrahına danışmak gerekir. Günümüz teknolojisi ve tıbbi gelişmeler sayesinde, varis tedavisi artık geçmişe göre çok daha konforlu ve başarılı sonuçlar verebilmektedir.
Kişiye özel planlanan tedavilerle (lazer, radyofrekans, skleroterapi, cerrahi vb.) varislerden kurtulmak mümkündür. Tedaviyi, yaşam tarzı değişiklikleriyle (düzenli egzersiz, ideal kilo kontrolü, sigaradan uzak durma) desteklemek ise başarı oranını yükseltir. Ayrıca varis sorunu yaşayanların kendilerine uygun kompresyon çorapları kullanması, damar sağlığını korumada temel bir adımdır.

Doç. Dr. Ömer Faruk Ateş, 1988 yılında Amasya’da doğmuş, 2011 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. 2016 yılında Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniği’nde uzmanlık eğitimini tamamlayarak radyoloji uzmanı unvanını almıştır. Uzmanlık sonrasında aynı hastanede Girişimsel Radyoloji Kliniği’nde görev yaparak ileri düzey girişimsel işlemlerde deneyim kazanmıştır.
2018 yılında Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevine başlayan Dr. Ateş, akademik çalışmalarını sürdürerek Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doçent doktor unvanını almıştır. 2024 yılı itibarıyla Sakarya Adatıp Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü’nde hastalarına hizmet vermektedir.
